Meme kanserinde erken teşhis için 3 altın kural: Riskinizi bilin, değişiklikleri önemseyin
Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısını ve yaşam şansını doğrudan etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulunan Genel Cerrah ve Meme Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Tükenmez, kadınların risklerini tanıması, memede ortaya çıkan yeni değişiklikleri ihmal etmemesi ve yaşına uygun taramaları düzenli yaptırması gerektiğini belirtti.
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olurken, hastalık yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkmıyor. Genç kadınlarda da görülebilen meme kanseri, nadiren erkeklerde de gelişebiliyor. Erken dönemde belirti vermeyebilen hastalıkta düzenli tarama ve kişisel risk değerlendirmesi önem taşıyor.
1. KURAL: MEME KANSERİ RİSKİNİZİ BİLİN
Meme kanserinde en önemli risk faktörleri arasında kadın olmak, yaşın ilerlemesi, daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış olması ve kalıtsal gen değişiklikleri bulunuyor. Hastalık özellikle 40 yaşından sonra daha sık görülse de genç yaşta ortaya çıkması da mümkün. Anne, kız kardeş veya kız çocuk gibi birinci derece akrabalarda meme kanseri öyküsü bulunması, kişinin riskini artırabiliyor.
Bazı ailelerde BRCA gibi kalıtsal gen değişiklikleri önemli rol oynayabiliyor. Bunun yanı sıra menopoz sonrasında fazla kilo, alkol kullanımı ve yaşam boyunca hormonlara maruz kalma süresini artıran bazı durumlar da riskle ilişkilendiriliyor. Ancak meme kanseri tanısı alan kadınların çoğunda güçlü ve bilinen bir aile öyküsü bulunmadığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle ailesinde kanser öyküsü olmayan kadınların da taramaları ihmal etmemesi gerekiyor.
Genç yaşta meme kanseri görülmesi tek bir nedenle açıklanamıyor. Kalıtsal yatkınlığın yanı sıra çevresel etkenler ve yaşam tarzı da hastalık riskinde rol oynayabiliyor. Bu nedenle genç kadınların memelerinde yeni ve kalıcı bir değişiklik fark ettiklerinde yaşlarını gerekçe göstererek sağlık kuruluşuna başvurmayı ertelememesi önem taşıyor.
2. KURAL: MEMEDEKİ YENİ DEĞİŞİKLİKLERİ İHMAL ETMEYİN
Kendi kendine meme muayenesinin temel amacı, kişinin kendi meme dokusunu ve normal görünümünü tanımasıdır. Ayna karşısında daha önce fark edilmeyen asimetri, ciltte çekinti veya kızarıklık, memenin konturunda değişiklik ve belirgin düzleşme gibi bulguların görülmesi halinde uzman değerlendirmesi gerekir.
Memede veya koltuk altında kalıcı sertlik ve şişlik, memenin boyutunda ya da şeklinde değişiklik, ciltte çukurlaşma veya portakal kabuğu görünümü, meme başının sonradan içeri çekilmesi ve kendiliğinden gelişen tek taraflı kanlı akıntı dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Bu bulguların her biri kanser anlamına gelmez; kist ve fibroadenom gibi iyi huylu oluşumlar da memede kitleye yol açabilir. Ancak yeni ortaya çıkan her kitle veya kalıcı değişiklik mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir.
Meme kanseri her zaman ağrıya yol açmayabilir. Hatta hastalık erken dönemde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle yalnızca ağrı olduğunda sağlık kuruluşuna başvurmak doğru değildir. Kendi kendine muayene, memedeki değişiklikleri fark etmeye yardımcı olur ancak mamografinin, ultrasonografinin veya gerekli görülen diğer görüntüleme yöntemlerinin yerini tutmaz.
3. KURAL: YAŞINIZA VE RİSKİNİZE UYGUN TARAMAYI AKSATMAYIN
Mamografi, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan ve meme kanserinin erken tanısında kullanılan temel tarama yöntemlerinden biri. Küçük ve henüz elle fark edilemeyen bazı tümörler mamografi sırasında saptanabiliyor. İşlem sırasında kısa süreli sıkıştırmaya bağlı rahatsızlık hissedilebilse de çekim genellikle birkaç dakika içinde tamamlanıyor.
Türkiye’nin ulusal meme kanseri tarama programında ortalama risk grubundaki 40-69 yaş arası kadınlara iki yılda bir mamografi öneriliyor. Klinik meme muayenesi ve tarama planı ise kişinin yaşı, aile öyküsü, önceki görüntüleme sonuçları ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak hekim tarafından belirleniyor. Güçlü aile öyküsü veya kalıtsal gen değişikliği bulunan yüksek riskli kişilerde taramaların daha erken yaşta başlaması ve mamografiye meme MR’ının eklenmesi gerekebiliyor.
Herhangi bir belirti ortaya çıktığında tarama tarihini beklemek yerine tanısal değerlendirme yapılması gerekiyor. Özellikle yeni bir kitle, cilt değişikliği, meme başında içe çekilme veya olağandışı akıntı fark eden kişilerin gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurması önem taşıyor.
MAMOGRAFİDEN DEĞİL, GECİKMİŞ TANIDAN ÇEKİNİN
Mamografinin bazı durumlarda ek görüntüleme veya ileri inceleme gerektiren bulgular ortaya çıkarabileceği, yoğun meme dokusunda ise bazı kanserlerin gözden kaçabileceği belirtiliyor. Buna rağmen önerilen yaş ve risk grubunda düzenli taramanın yararı, mamografide kullanılan düşük miktardaki radyasyonun oluşturduğu riskten belirgin biçimde daha yüksek kabul ediliyor.
Uzmanlar, mamografi sonucunda ek inceleme istenmesinin tek başına kanser tanısı anlamına gelmediğini vurguluyor. Şüpheli görülen bulguların önemli bir bölümü ileri değerlendirmeler sonucunda iyi huylu çıkabiliyor. Bu nedenle taramayı korku nedeniyle ertelemek yerine sonuçların hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.
ERKEN TANI TEDAVİ ŞANSINI ARTIRIYOR
Meme kanseri tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve ilaç tedavilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde geçmişe göre daha başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Özellikle hastalığın erken evrede saptandığı durumlarda tedavi başarısı artıyor ve hastaların önemli bir bölümünde tam iyileşme sağlanabiliyor.
Bununla birlikte her meme kanseri aynı özellikleri taşımıyor. Hastalığın evresi, tümörün biyolojik özellikleri ve tedaviye verdiği yanıt, uygulanacak tedavi ile sonucu etkiliyor. Bu nedenle meme kanseri tanısı umutsuzluk anlamına gelmiyor; erken tanı ve kişiye uygun tedavi planı, hastalıkla mücadelede belirleyici rol oynuyor.
Meme kanserinde erken teşhis için temel yol haritası; kişinin kendi risklerini bilmesi, memede ortaya çıkan yeni ve kalıcı değişiklikleri önemsemesi ve yaşına uygun tarama programını aksatmaması olarak öne çıkıyor.
UYARI: BU SAYFADA YER ALAN İÇERİKLER YALNIZCA GENEL BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TIBBİ TANI, TEDAVİ VEYA KİŞİYE ÖZEL SAĞLIK TAVSİYESİ NİTELİĞİNDE DEĞİLDİR. HERHANGİ BİR İLAÇ, TAKVİYE, BİTKİSEL ÜRÜN VEYA BENZERİ BİR ÜRÜNÜ KULLANMADAN ÖNCE DOKTORUNUZA VEYA YETKİLİ BİR SAĞLIK PROFESYONELİNE DANIŞINIZ.
0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...